Ulu Hakan II. Abdülhâmid Hân… “Ulu Hakan” tabiri artık yerleşti. Ermenilerin taktiği ve İttihatçıların yerleştirdiği “Kızıl Sultan” lâkabından sonra “Ulu Hakan”…
İlâhî cilveye bakın; Kur’ân’daki “Zalûm ve Cehûl” vasıflı bazı esfellerce yerin dibine batırılan bir gerçek kahramanı, ölümünün 60. yılında, işte böyle, şahikaların şahikasına çıkarır. Bazen de tam aksi, şahikalardan esfellerin esfeline indirir.
10 Şubat günü Ülkücülerle Akıncıların el ele vererek tertipledikleri Abdülhamid’i anma gününde mâna ve tecelli böylesine derin, böylesine yücedir.
Gerek ele aldığı ilginç tarihî öykü, gerekse içerdiği iddialı aksiyon sahneleri ve özel efektlerle daha çekim sürecinden itibaren kendisinden sıklıkla söz ettiren “Miras” adlı yapıt, önümüzdeki cuma günü ülke çapında gösterime giriyor. Senaryosu Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destek Kurulu tarafından da beğenilerek yapım desteği almaya hak kazanan filmin drama sahnelerini Aydın Sayman, aksiyon sahnelerini ise Tarkan Özel yönetti. Filmin zengin Türk oyuncu kadrosunun yanı sıra, Hindistan bağlantılı öyküsü nedeniyle Bollywood’dan bazı ünlü oyuncular da geçtiğimiz aylarda Türkiye’ye gelerek kendileriyle ilgili bölümlerde rol aldılar.
“Filistin topraklarının veraseti” gibi son derece hassas ve tartışmalı bir konuya değinen “Miras”ın gerek siyonist çevreleri, gerekse vaktiyle o toprakları Yahudi çetecilere yağmalatan İngilizleri çok kızdıracağı kesin. Son derece önemli siyasal mesajlar içeren filmin öyküsü kısaca şöyle:
Yeni bir ülke kurma plânı yapan Yahudi sözcüleri, Filistin topraklarının kendilerine devri karşılığında ekonomik açıdan sıkışmış durumdaki Osmanlı’nın bütün dış borcunu ödeyeceklerini söylemektedirler. Ancak, dönemin lideri 2. Abdülhamid Han bu onursuzca teklifi kabul etmez ve Yıldız Sarayı’nda kendisini ziyarete gelen Siyonist temsilcileri “Kanla kazanılmış vatan toprağı, parayla değil ancak kanla geri verilir” diyerek huzurundan kovar. O görüşmeden sonra dünya siyonizminin bir numaralı hedefi haline gelen Abdülhamid Han çeşitli ordu entrikalarıyla tahttan indirilince, Kerkük’teki araziler bu kez dönemin Osmanlı istihbarat örgütü Teşkilât-ı Mahsusa’ya geçecektir. Geriye kalan son Osmanlı savaşçıları bu kutsal görevlerini gelecek kuşaklara başarı ile aktaracaklarını söylerlerken, bir anda aradaki uzun yılları aşar ve günümüz Türkiye’sine geliriz. Osmanlı’dan sonra Müslüman kanıyla yıkanan bu huzursuz topraklardaki petrol rezervinin kullanım hakkı için verilen amansız mücadele, 2000’li yıllarda da bütün şiddetiyle sürmektedir.
GDY Film tarafından çekilen “Miras”ta Kaan Girgin, Kaya Akarsu, Suavi Eren, Haldun Boysan, Şafak Güçlü, Levent Özdilek, Yusuf Azuz, Serhan Süsler gibi Türk sinema ve tiyatro dünyasının önemli isimlerinin yanı sıra, İngilizce oyuncu James Barron ve Hintli sanatçılar Shweta Aggarwal ile Suniel Shetty de yardımcı rolleri paylaşıyorlar.
Basın gösterimini merakla beklediğimiz “Miras”ın, Türk sinemasında nicedir üst düzey örneklerinin hasretini çektiğimiz bir alt-tür olan “tarihsel serüven” alanında “Son Osmanlı: Yandım Ali”den sonra yepyeni bir dönüm noktası oluşturmasını diliyoruz.
Tahir Paşa, Debreli bir Arnavut olup son derece güçlü kuvvetli ve hudutsuz sâdık bir insandı. Abdülhamîd’e yakınlığı ise onun şehzadeliği zamanında başlıyordu. Genç yaşında İstanbul’a gelip kayıkçılık ve kaldırımcılık yapan Tahir Paşa Abdülhamîd ile ilk münasebetini şöyle anlatır:
«-İstanbul’da gayet kuvvetli bir Hırvat vardı. Kimse onun sırtını yere getirememişti. Önüne her çıkanla kavgaya tutuşur ve onun pestilini çıkarırdı. Ben Hırvatın lâfını duyunca onunla boy ölçüşmeye karar verdim. Üsküdar’da Hırvatın hemen her zaman oturduğu kahvehaneye gittim. Adam nargile ve kahve içmekte… Birkaç adım ilerisinde bir noktaya da, taş üzerine bir elma koymuş… Herkes elmaya dokunmadan dışından dolaşıp geçmeye mecbur…. Elmaya dokunmak, Hırvatı dövüşe davet etmek demek… Ben kahveye girince eğilip elmayı aldım ve bir kere ısırdıktan sonra Hırvatın suratına saldım. Herif yerinden fırlayıp üzerime çullandı ve aramızda bir kapışmadır başladı. Birkaç saniye geçmemişti ki, Hırvat suratı kan revan içinde upuzun yere serilmiş ve bir daha doğrulamaz hale gelmişti. Herkes etrafımı sarmış beni hararetle tebrik ediyorlardı. Şehzade Abdülhamîd Efendi vakayı duymuş… Beni yanına çağırttı. Şaşırdım ve ürktüm. Ben âdi bir ameleden başkası değildim. Bir kaldırım amelesi, koca bir şehzadesinin huzuruna nasıl çıkar, hangi lisanla konuşabilirdi? Bunu, haberi getiren adama söyledim. Gitti. İkinci bir haberci geldi ve Şehzadenin beni mutlaka görmek istediğini bildirdi. Bunun üzerine gittim. Beni, şu andaki Efendimizin şehzadeliği zamanında huzurlarına çıkardılar. Hitapları şu oldu: Sen benim yanımda ve muhitimde kal! Cesaret ve gözüpekliğin hoşuma gitti. Kendilerine, bu teveccühe lâyık olmadığımı söyledim ama inandıramadım. Hali o kadar soylu, edası o kadar sevimli, hususîyle bakışı ve sesi o kadar sihirliydi ki, bir anda kendisine aşık oldum ve emrini cana minnet bildim. İşte otuz seneyi aşkın bir zamandan beri yanlarındayım ve hiçbir kere inkisara uğradığım olmadı. O zamandan başlayarak, kendilerine, hudutsuz bir sevgi ve bağlılıkla yapışmış bulunuyorum. Askerliğin en küçük rütbesinden başladım ve en büyük rütbesine kadar çıktım. Hedefim daima Padişahın korunması oldu. İyi ve fena hiçbir dakikalarında Efendimi bırakmadım. Kendisini daima iyi kalbli ve cömert gördüm. Benim için bu dünyada tek bahtiyarlık, Pâdişâhımın karşısında durup o tatlı sesini duymak ve parlak gözlerini seyretmekti.»
Bu tabloda Abdülhamîd’in insanları nasıl seçtiğine ait bir işaret bulunduğu gibi bu insanların kendisine ne türlü bağlı olduklarına dair de bir delâlet vardır.
Dobra dobra konuştuğu, Pâdişâhın yüzüne karşı bile hakikati söylemekten çekinmediği herkesçe malûm ve meşhur Tahir Paşa’nın şu ifadesinde Abdülhamîd, insanları teshir-i müstesna şahsiyetiyle ortadadır.
Tahir Paşa, Hünkârın yanına, canı ne zaman isterse girmeye mezundu. Pâdişâhın en geniş itimâdına mazhar bulunduğu gibi kendi maiyeti tarafından da büyük mikyasta itimâda mazhardı.
(Necip Fazıl Kısakürek – Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han – Büyük Doğu Yayınları – 14. basım – S.179,180)
Son Sultan İkinci Abdülhamid Han Hz. ile ilgili her konuda bilgi alınabilecek internet sitesidir.